Kapatmak için ESC tuşuna basın

Joan Didion: Hayata Katlanma Sanatı

1934’te Sacramento’da doğan o sıska, utangaç kızın eline annesi bir defter tutuşturduğunda, aslında ona hayatta kalma rehberini vermişti. Joan, dünyayı anlamlandırmak için onu yazmak zorundaydı.

Berkeley’de geçen gençlik yıllarının ardından New York’a, Vogue dergisine gitti. Orada sadece modayla ilgili yazmadı, bir toplumun nasıl çözüldüğünü de yazmaya başladı. Soğukkanlıydı, mesafeliydi ama cümleleri bir neşter kadar keskindi.

1964 yılında kendisi gibi yazar olan John Gregory Dunne ile evlendiğinde, bir düşünce ortağı bulmuştu. Onlar birbirlerinin her cümlesini düzenleyen, her fikrini tartan iki kişilik bir ordu gibiydi.

1966’da hayatlarına Quintana Roo girdi. Onu evlat edindikleri gün, Joan için dünyanın merkezi değişmişti. California’nın o puslu sahil kasabalarında, ünlülerin ve entelektüellerin arasında bir hayat kurdular. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuzdu; Joan büyük güneş gözlüklerinin arkasından Amerikan rüyasının çöküşünü izliyor, John yazıyor, Quintana ise büyüyordu.

Fakat o kusursuz kale, 2003 yılının bir Aralık gecesinde yerle bir oldu.

Kızı Quintana, sıradan bir grip şikayetiyle hastaneye yatmış, derken septik şoka girip komaya düşmüştü. Joan ve John, hastane odasından eve döndükleri o akşam, yemek masasına oturdular. John bir cümle kurmaya başladı ama bitiremedi. Masanın başında, karısının gözleri önünde kalp krizi geçirerek öldü. Joan, kırk yıllık hayat arkadaşını bir saniyede kaybetmişti, üstelik kızı hastanede ölümle pençeleşirken.

Joan, o anı şöyle anlatır: “Hayat bir anda değişir. Sıradan bir akşam yemeği anında.”

Joan, kocasının ardından o meşhur “O Yılın Büyüsü” kitabını yazdı. Yasını rasyonel bir deneye dönüştürdü; kocasının ayakkabılarını atamıyordu çünkü dönerse onlara ihtiyacı olacaktı. Ama hayat ona nefes aldırmayacaktı. Kitap yayınlanmadan hemen önce, kızı Quintana da 39 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Bir anne için bundan daha ağır bir son olamazdı. Önce eşini, sonra biricik kızını toprağa vermişti. “Mavi Geceler” kitabını bu yüzden yazdı. Canı yanan bir annenin çığlığıydı bu kitap.

“Korumam gereken kişi artık yoktu,” diyordu. Quintana’nın ölümüyle sadece kızını değil, kendi geçmişini ve anılarını da kaybetmişti. Çünkü artık ona “Anne, hatırlıyor musun?” diyecek kimse kalmamıştı.

Joan Didion, hayatının geri kalanını New York’taki dairesinde, o çok sevdiği büyük pencerelerin önünde geçirdi. 2021 yılında, 87 yaşında aramızdan ayrıldığında, arkasında acıyı nasıl karşılayacağımıza dair muazzam bir külliyat bıraktı.

O, acısını sömürmedi; onu bir nesne gibi masaya yatırıp inceledi. Belki de bu yüzden yazdıkları bu kadar can yakıcıdır.

Bize öğrettiği en büyük ders şuydu: Ne kadar kırılırsak kırılalım, o kırıklardan bir hikaye çıkarmak zorundayız. Çünkü Didion’un da dediği gibi; “Yaşayabilmek için kendimize hikayeler anlatırız.” 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir