Kapatmak için ESC tuşuna basın

Schopenhauer: Mutluluk, Kalabalıktan Uzak Durmayı Gerektirir

Arthur Schopenhauer’a göre mutluluğun temel koşulu, başkasına muhtaç olmadan yaşayabilmektir.

“Omnia mea mecum porto” — “Bütün eşyamı yanımda taşırım” — sözünü sıklıkla dile getirir ve bunu, dışsal dayanaklara bağlı olmayan içsel bir zenginlik olarak yorumlar.

Schopenhauer, mutluluğun kaynağını insanın kendi içinde araması gerektiğini vurgular. Başka yerde aramak, ona göre beyhude bir çabadır. Bu düşünce, modern dünyada hâlâ geçerliliğini korur. Bugün de pek çok insanın huzurunun kırılgan olmasının sebebi, mutluluk kaynağını dışarıda — onaylarda, sosyal çevrede, statüde — aramasıdır.

Toplumsal Yaşamın Bedeli

Schopenhauer, insana en büyük zararların çoğunun başkalarıyla zorunlu ilişkilerden geldiğini söyler. Başkalarıyla yaşamanın, kaçınılmaz olarak sayısız yük ve sıkıntı getirdiğini, “dünya hayatı” dediğimiz sosyal yaşantının ise gerçekte sahte mutluluk vaatleriyle dolu bir aldanma süreci olduğunu vurgular.

Toplumu yalanlara sarılmış bir beden gibi görür; insanlar düşüncelerini olduğu gibi söylemez, birbirlerine bir perde arkasından yaklaşır. Ona göre bu sahtecilikten kurtulmanın yolu, kendine yeten bir yalnızlıktır.

Yalnızlık ve Özgürlük

Schopenhauer şöyle der: “Yalnızlığı sevmeyen, özgürlüğü de sevmez; çünkü ancak yalnızken özgür olur insan.”

Kalabalık, bireyi kendi özünden uzaklaştırır; uyum sağlamak için kişi kendini küçültmek ve değişime zorlamak zorunda kalır.

Zeki ve değerli insan, kalabalığın yüzeyselliğine daha az tahammül eder; sıradan olanla zaman geçirmek, onun için enerjisini boşa harcamaktır.

Bu yüzden, tarih boyunca pek çok büyük düşünür — Pascal, Newton, Kierkegaard, Nietzsche — hayatlarının büyük bölümünü yalnız geçirmiştir.

Doğal Farklılıklar ve Yapay Hiyerarşi

Schopenhauer’a göre doğa, insanlar arasında yetenek, ahlâk ve zekâ bakımından büyük farklar yaratır. Kimileri yüksek ahlâk duygusuna, keskin bir zekâya ve yaratıcı bir yeteneğe sahipken, kimileri sıradan, hatta yetersiz bir seviyede kalır.

Bu farklılıklar, doğanın doğal hiyerarşisidir.

Oysa toplum, bu doğal düzeni bozar; liyakat yerine gösterişi, erdem yerine politik manevrayı ödüllendirir. Gerçek değer, sessizlik ve tevazu içinde kaldığı için görünmez olurken; vasatlık, kendini parlatma becerisi sayesinde öne çıkar.

Böylece makam ve unvanlar, çoğu zaman doğuştan gelen erdem veya zekânın değil, dışarıya karşı yaratılan izlenimin ödülüdür.

Bu tersine hiyerarşide, doğanın “zirveye koyduğu” insanlar, kalabalığın içinde boğulur.
Onlar için toplum, kendi değerlerini küçültmek ve uyum uğruna özgünlüklerini feda etmek zorunda kaldıkları bir sahnedir.

İnsanlar Neden Sosyaldir?

Çoğu insan, kendi kendisine katlanamadığı için sosyalleşir. Schopenhauer, bu hâli “ruh boşluğu” olarak adlandırır. İçsel dünyası zengin olmayan kişi, başkalarıyla vakit geçirerek bu boşluğu doldurmaya çalışır.

O, bu durumu şu benzetmeyle açıklar:

“Zihinsel olarak sınırlı olanlar, tıpkı Rus boynuz müziğinde her borunun yalnızca tek bir nota vermesi gibi, bir araya gelerek ancak bir melodi çıkarabilirler. Oysa yüksek yetenekli bir zihin, tüm sesleri tek başına verebilen eksiksiz bir orkestraya benzer.”

Yalnızlığın Aristokratik Niteliği

Schopenhauer bu noktada kesindir: “Ya yalnızlık, ya bayağılık.” Gerçek entelektüel değer taşıyan insanlar, kendi seviyelerine uygun kimse bulamadıklarında yalnızlığı seçerler. 

Kalabalığın ilgisini çeken şeyler — dedikodular, yüzeysel başarılar, boş gösteriler — onlar için önemsizdir. Bir entelektüel, bu alanlara adım attığında kendi seviyesini bilinçli olarak düşürmüş olur. Bu yüzden, nitelikli bir zihin, kalabalığın oyunlarına katılmaktansa kendi sessizliğini tercih eder.

Schopenhauer’a göre yalnızlık, burada bir mahrumiyet değil; tersine, yüksek nitelikli bir hayatın doğal ortamıdır. İnsan, kalabalık içinde sürekli olarak zihinsel seviyesini bastırmak zorunda kalıyorsa, gerçek anlamda özgür ve yaratıcı olamaz. Bu nedenle yalnızlık, onun gözünde sadece bir seçenek değil, bir onur göstergesidir.

Yalnızlığa Alışmak

Yalnızlık, başlangıçta insana soğuk ve sert gelebilir. Sessizlik, ilk başta boşluk gibi hissedilir; zihnin sürekli uyaran bekleyen tarafı huzursuz olur. Fakat zamanla, bu sessizlik insanın en güvenilir sığınağına dönüşür. Gürültünün çekildiği yerde düşünceler berraklaşır, duygular kendi gerçek ritmini bulur.

Genç yaşta yalnız kalmayı öğrenmek, tıpkı uzun vadeli bir yatırım yapmak gibidir. Bu beceri, ileride özgür bir zihin ve sağlam bir karakterin temelini oluşturur. İnsan başkalarının onayına bağımlı yaşamamayı ne kadar erken öğrenirse, kendi kararlarının efendisi olma yetisi o kadar güçlenir.

Yaş ilerledikçe tutkuların ateşi yavaş yavaş diner, büyük planlar yerini daha derin ve sakin uğraşlara bırakır. İnsan, kendi bilgi ve tecrübelerinin meyvesini toplamak ister; başkalarından beklentiler azalır, kendi varlığıyla kurduğu dostluk daha kıymetli hâle gelir. O noktada, dışarıdan gelecek onay veya ilgi, bir ihtiyaç olmaktan çıkar.

Yalnızlığın Küçük Dezavantajı

Uzun süre yalnız kalmak, kişiyi toplumsal hassasiyete yatkın kılabilir. Küçük sosyal rahatsızlıklara bile fazla tepki göstermek mümkündür. Bu yüzden Schopenhauer, gençlere şu tavsiyeyi verir:

Toplum içindeyken bile içsel yalnızlığını koru. Her şeyi söyleme, başkalarının sözlerinden fazla anlam çıkarma ve onlardan çok şey bekleme. Böylece kalabalığın ortasında bile ruhunu koruyabilirsin.

Sonuç

Schopenhauer’ın felsefesinde mutluluk, kendine yetebilen bir zihnin eseridir. Toplumun parlak ama sahte vaatlerinden sıyrılıp, kendi iç dünyasında zenginleşebilen kişi, gerçek özgürlüğe ulaşır. Bu yol kolay değildir; bedeli yalnızlıktır. Ama onun gözünde, bu, insan ruhunu korumanın ve yüceltmenin tek yoludur.

Belki de çağlar ötesinden bugüne kalan en önemli dersi şudur:
Dış dünyayı değiştirmek her zaman mümkün olmayabilir; ama kendi iç dünyanı, kendi krallığını inşa etmek, her zaman senin elindedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir