
En zor olan şey nedir?
Paranın değer kaybettiği bir ekonomide ayakta kalmak mı? Bir maraton koşmak, iş kurmak, kitap yazmak ya da yüksek faizlerle mücadele etmek mi? Bunlar zor elbette. Ama asıl mesele bambaşka bir yerde.
En zor olan şey, dünyanın deliliğine kapılmamaktır.
Bugün etrafımız adeta bir öfke tsunamisiyle çevrili. Ufacık bir kıvılcım, bir anda her şeyi ateşe verebiliyor.
Televizyonlar kriz manşetleriyle çığlık atıyor, sosyal medya nefret ve linçle kaynıyor, gündelik sohbetler bile kutuplaşmanın zehrini taşıyor.
Herkes daha gergin, daha sabırsız, daha kırıcı. Sanki kolektif bir sinir krizinin eşiğindeyiz. Böyle bir atmosferde, kendi vicdanımızı, sağduyumuzu ve insanlığımızı korumak, belki de şimdiye kadarki en büyük sınavımız.
Tarihten Bir Ders
Marcus Aurelius, imparatorluğun sınırlarında savaş, içeride ihanet ve bir yandan milyonları öldüren veba ile karşı karşıyaydı. Yine de günlüğüne şunu yazıyordu:
“Başkaları ne derse ya da yaparsa yapsın, benim görevim iyi kalmaktır.”
Ona göre erdem, altın gibi, zümrüt gibi, rengini kaybetmeyen bir cevherdi.
Kierkegaard’ın dediği gibi: “Çılgın kalabalığın içinde bile yalnızca birey sorumluluk taşır.”
Hannah Arendt, totalitarizmin yükselişinde en büyük tehlikenin kötülüğün sıradanlaşması olduğunu söylerken de aslında aynı noktaya işaret ediyordu: Etrafımızda delilik varken, biz deliliğe teslim olmamak zorundayız.
Günümüzün Çılgınlığı
Bugün de durum farklı değil. Sosyal medyanın zehirli dili, komplo teorileri, “öteki”ne olan nefret, politik krizler ve ekolojik yıkım…
Hepsi bizi bir seçime zorluyor: Ya bu akıl dışı akıntıya kapılıp sürüklenmek ya da direnmek ve insan kalmak.
Bu deliliğin içinde sabır göstermek, umudu korumak, adaleti savunmak, gerçeği aramak bir erdem sınavı adeta. Bu sınavdan vazgeçtiğimiz an, kötülük oluşan boşluğu hızla dolduracaktır.
Engel, Yolun Ta Kendisidir
Marcus Aurelius’un ünlü sözü vardır: ”Eylemin önündeki engel, eylemi ilerletir. Yolumuza çıkan engel, yol olur.”
Bugün önümüze çıkan engeller — nefret söylemleri, kutuplaşma, yanıltıcı bilgiler — bizi yıldırmak için değil, insan kalma cesaretimizi göstermek için bir fırsat.
- Öfkeye öfkeyle değil, sabırla karşılık vermek.
- Haksızlığa sessizlikle değil, adaleti savunarak cevap vermek.
- Karanlığa kapılmak yerine, ışığı taşımak.
“Her başkaldırıda, haksıza karşı bir tiksintiyle birlikte, insanın kendi benliğinin herhangi bir yanına tam ve birdenbire bir katılışı vardır..” – Albert Camus
Bizim Asıl Görevimiz
Dünyayı değiştiremeyiz. Haberlerin akışını, politik krizleri, başkalarının öfkesini ya da sosyal medyanın kaosunu kontrol edemeyiz. Ama kendimizi kontrol edebiliriz.
Seçim tamamen bize ait: Ya bu çılgınlığın bizi yozlaştırmasına izin vereceğiz, ya da vicdanımızı, sağduyumuzu ve insanlığımızı koruyacağız.
İlk seçenek bizi yavaş yavaş tüketecek, ikinci seçenek ise bu kaosta bile nefes almamızı sağlayacak.

Bir yanıt yazın