
Henry Miller, hayatı boyunca dünyaya ait hissetmekle dünyadan kaçmak arasında gidip gelen insanlardan biriydi.
1891 yılında New York’ta, Alman göçmeni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Gençliği yoksulluk, sıkışmışlık ve sıradan işlerde çalışarak geçti. Uzun yıllar boyunca bir yazar gibi değil, hayatını bir şekilde devam ettirmeye çalışan sıradan bir adam gibi yaşadı. Bir terzide çalıştı, memurluk yaptı, fabrikalarda bulundu. Ama içten içe başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyordu.
Otuzlu yaşlarına geldiğinde, çoğu insan artık “gerçekçi” olmaya başlamışken, Miller tam tersine hayatını dağıtmaya başladı. Evlilikleri çatırdadı, düzenli işi bıraktı, Amerika’dan ayrılıp Paris’e gitti. O yıllarda parası yoktu; çoğu zaman açtı, arkadaşlarının evlerinde kaldı, sokaklarda dolaştı. Ama tam da o dönemde yazmaya başladı. Sanki konforlu hayatın içindeyken sesi çıkmıyor, ancak her şeyini kaybettiğinde gerçek cümlelerini bulabiliyordu.
Paris yıllarında yazdığı Tropic of Cancer, insanların “nasıl yaşaması gerektiğine” dair fikirlerini sarstı. Açık anlatımları ve kuralsız dili nedeniyle uzun yıllar yasaklandı. Ama Miller için mesele provoke etmek değildi. O, insanın bastırılmadan yaşayabildiği bir hayatın peşindeydi. Yazılarında çoğu zaman dağınık, taşkın, öfkeli ama aynı zamanda hayat dolu bir enerji vardı.
Henry Miller’ın en ilginç taraflarından biri şuydu: İnsan doğasına dair oldukça karamsar gözlemleri vardı ama buna rağmen hayata karşı merakını hiç kaybetmedi. İnsanların bencil, aptal ya da acımasız olabileceğini düşünüyordu; yine de müziğe, dostluklara, sokakta gördüğü yüzlere, yeni bir şehre ya da güzel bir cümleye hayran kalmayı sürdürdü.
Yaş aldıkça ideolojilerden, büyük doğrulardan ve insanın kendini fazla ciddiye almasından uzaklaştı. Onun gözünde hayat çözülmesi gereken bir problem değil, deneyimlenmesi gereken tuhaf ve geçici bir şeydi. Belki bu yüzden sık sık neşeden, hafiflikten ve insanın kendini unutabilmesinden söz etti.
Hayatının son dönemlerinde daha sakin bir yaşam sürse de yazılarının merkezindeki fikir değişmedi:
İnsan, dünyanın bütün karmaşasına rağmen canlı kalabilmeli.
Kırgınlaşmadan, katılaşmadan, hayranlık duygusunu tamamen kaybetmeden yaşayabilmeli.

Bir yanıt yazın